Written by 02:11 Makaleler

Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Kadın Hakları – I

Ekin Bayur yazdı.

Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Kadın Hakları – I

Günümüzde sıkça tartışılan ve sorulan bir soruyla başlamak istedim yazıya: Türkiye’de kadın hakları alındı mı verildi mi? Kimileri kadın haklarının tek parti döneminde Atatürk ve arkadaşları tarafından kadınlara armağan edildiği düşünüyor, kimileri söz konusu hakların kadınlar tarafından mücadeleyle kazanıldığını belirtiyor. Peki, Türkiye’de kadın haklarının tarihsel yolcuğu nasıl gerçekleşti?

Bu yazı dizisinde amacım; Tanzimat’tan günümüze, kadınların “kadın” çevresinde gelişen tartışmalarını, organizasyonlarını ve eylemlerini inceleyerek kadın mücadelesinin kadın haklarının kazanımındaki payını tespit edebilmek. “Kadın hakları alındı mı verildi mi?” sorusunu yanıtlamak için Osmanlının son 100 yılını, uluslararası gelişmeler ile dalgaları ve tabii ki dönemin hakim ataerkil yapısı ile kadının ailedeki ve toplumdaki yerini incelemekle başlamak doğru olacaktır.

Kadınlar Dünyası dergisi yazarları

Osmanlı son dönemde kadın hakları ve kadın hareketi

Osmanlı’da kadınların “kadın” sorunlarını konuşmaya başladığı dönemler, Tanzimat sonrasına denk düşüyor. Avrupa’da ve özellikle Fransa’da da kadınların eşitlik isteğinin 19.yy başlarında dile getirilmeye ve görünür olmaya başladığını düşünürsek Osmanlı kadınlarının bu dalgadan çok geç olmadan etkilendiğini söylemek mümkün. Daha çok poligami ve kadınlar için eğitimin iyileştirilmesine odaklanan bu hareket, Osmanlı’da da aynı çerçevede ilerliyor. Bahsi geçen kuruluşlarda ve hareketlerde yer alan kadınlar genellikle İstanbul, İzmir ve Selanik gibi dar bir çevreyle sınırlı, eğitimli ve üst sınıf olmakla birlikte; yapısal reformlardan çok, günlük yaşamı ilgilendiren basit talepler üzerine odaklanıyor. Bu sebeple “kadınlar” dendiğinde köylü, taşrada yaşayan kadınlardan çok; eğitimli, şehirli ve üst sınıf kadınların akla gelmesi daha doğru olur.

Dönemin Osmanlı’sına baktığımızda kadınlara “eşitlik” sağlamaya yönelik hareketlerin 1846 yılında başladığını ve kadınlara miras hakkının tanınmasını takiben 1858’de kız çocuklarına erkek çocuklarıyla eşit miras hakkı verildiğini görüyoruz.[i] 1869 yılında ise 6 ile 10 yaş arası kız çocuklara eğitim zorunlu hale getiriliyor. Sadece İstanbul, İzmir ve Selanik gibi şehirlerde kısıtlı olarak uygulansa da bu ve 1870 yılında açılan Darül Muallimat (kadın öğretmen okulu) ile birlikte geleceğin eğitimli kadın yazarlarının yetişmesi de hızlanarak artıyor.

Bunun yanı sıra, 1869 yılı ilk kadın dergisinin de çıkış yılı. Terakki gazetesi bünyesinde çıkan bu dergi, Terakki-i Muhaderat, kısa ömürlü bir haftalık dergi olsa da birçok kadın dergisi ve gazetesinin de yolunu açmış oluyor. Bu dönemde çıkan gazeteler ve dergiler birkaç sayı yayımlayabiliyor ve genelde sağlık, hijyen, çocuk bakımı, ev işleri, İslam gibi konulara değiniyor. Bunların en uzun ömürlüsü “Hanımlara Mahsus Gazete”, 1895-1905 yılları arasında 600’den fazla yayın yapıyor, ancak II. Abdülhamit dönemi atmosferinin de etkisiyle herhangi bir siyasi veya ideolojik taban barındırmıyor[ii]. Yine de Fatma Aliye gibi yazarların “kadınların ilerlemesini engelleyenler erkekler” ve “çokeşlilik İslam değil Arap geleneği” gibi çıkışları ile Emine Semiye, Azize Haydar ve Fatma Nesibe gibi isimlerin eğitim ve ilerleme talepleri bu dönemde de gündeme geliyor[iii]. Ancak bu gibi isteklerin; patriyarkal geleneksel sisteme yönelik reformlardan çok, din ve gelenek çerçevesinde belirli iyileştirmeleri kapsadığını ve kadının aile içindeki rolünden çok, toplumdaki rolünü -değiştirmekten ziyade- iyileştirmeyi amaçladığını tekrar hatırlamakta fayda var. Zira dönemin kadın entelektüelleri de var olan gelenek ve göreneklerin yaşatılması gerektiğini ve toplumun temelindeki bu geleneklerin kendi talepleriyle örtüştüğünü düşünmekte.

Kadın Dünyası yazı kurulu

1878-1908 yılları arası sadece kadınlar için değil tüm sivil toplum kuruluşları için verimsiz bir dönem. Sultan II. Abdülhamit’in sansürcü yaklaşımı sebebiyle bu dönemde çıkan dergiler, Şukufezar[iv] gibi istisnalar dışında bugünün Cosmopolitan veya InStyle’ı tadında oluyor. Yine bu dönemde açılan kadın dernekleri, merkezine kadını almaktan çok; kadının topluma yararı üzerinde duruyor. Özellikle 1908 sonrası çok etkin rol alacak Fatma Aliye ve kardeşi Emine Semiye gibi yazarlar; yaralı askerlere, yoksul ve muhtaç durumdaki anne ve çocuklara yardım etmek için bu dönemde bazı dernekler kuruyorlar[v]. Kadının toplumdaki yerinin sorgulanması gerektiğiyle ilgili tartışmalar ve eşitlik talepleri gibi asıl radikal söylemler ise II. Meşrutiyet’in ilanının ardından başlıyor.

İkinci Meşrutiyetin ilanıyla birlikte kadınlar tarafından çıkarılan gazeteler ile kadın dernekleri ve organizasyonlarının sayılarında büyük bir artış yaşanıyor. Bu dönemde çıkan ve belki de en radikal olarak görülebilecek dergiye değinmekte fayda var: Kadınlar Dünyası. 1913-1921 yılları arasında çıkan derginin sahibi Nuriye Ulviye. Kadınlar ve erkeklerin iş anlamında eşit oldukları kabul edilene kadar gazeteye erkek yazar almayacaklarını; bu konularla ilgilenen erkek yazarların kadrosu erkek ağırlıklı gazetelerde ve dergilerde yazarak bu farkındalığa katkıda bulunmaları gerektiğini söylüyorlar[vi]. Feminizm kelimesini ilk defa kullandıkları için Batı taklitçiliği yapmakla suçlansalar da gelenek görenekleri kabul ettiklerini ve bunlara karşılı saygılı olduklarını belirtmenin yanında din ve cinsiyet ayrımcılığına karşı olduklarını söylüyorlar. Kadınlar Dünyası, önceki benzerlerinden farklı olarak toplumun her kesiminden kadınların yazılarına yer veriyor. Dergide yer alan bazı yazılar ve cümlelerse döneminin en radikali olduğunu kanıtlar nitelikte. Örneğin İkinci Meşrutiyet’in beşinci yıl kutlamasında bu bayramın sadece erkeklere yönelik olduğu gerekçesiyle “Ulusal Erkek Günü” ilan edilmesini önerirken söz konusu metni “doğal ve insani hakları vermezseniz zorla alırız” cümlesiyle bitiriyorlar. Derginin feminist olarak nitelenebileceğine dair bir başka örnek ise şu alıntı olabilir:

Erkekler özgürlüğü sevdiklerini söyleseler de aslında küçük diktatörlerden başka bir şey değiller;, kadınlara değil politik, insani haklarını bile çok görüyorlar”

Kadınlar Dünyası, aslında 1913 yılında kurulan Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti’nin resmi dergisi. Bu cemiyetin temel misyonu da kadın haklarını korumak ve talepleri görünür hale getirmek. Örneğin cemiyet üyeleri eylemlerinin birinde, Müslüman kadınların devlet dairelerine girişinin yasak olmasını protesto etmek amacıyla postane baskını yapıyorlar[vii] ve 1913 yılında Müslüman kadınların devlet dairelerinde memur olabilmeleri sağlanıyor. Kadının toplumsal yerinin yanında politik haklarıyla ilgili çalışmalar -hayata geçirilmese ve geç de olsa- yapılıyor.

İkinci Meşrutiyetle birlikte Osmanlı devleti de belirli kanun ve kararnamelerle aile yaşamını konu alan değişikliklere gidiyor. Kadına şartlı boşanma izni, tek eşlilik isteme hakkı gibi küçük ama kadınlar için önemli adımlar atılıyor. Ancak bu dönemdeki kadın hareketleri ve talepleri ile devlet kararnameleri arasında nedensel bir ilişki var mı kestirmek güç.

Bununla birlikte kadın hareketini düşünürken imparatorluğun aralıksız bir savaş döneminde olması ve geleceğinin kestirilememesi gibi tarihsel gerçekleri hesaba katmakta fayda var. Meşrutiyetin ardından gündemde yer bulan kadınların çalışmasının teşvik edilmesi dahi “feminist” olarak nitelendirebileceğimiz bir motivasyon değil. Yapısal herhangi bir değişiklik beklenmemesi ise dönemin dünyasında yaygın olan feminist dalga göz önüne alındığında şaşırtıcı değil, zira yapısal değişikliklerden söz edilmeye başlanması 20. yüzyılın ikinci yarısına denk düşüyor. Bu doğrultuda Osmanlı kadın hareketlerinin patriyarka ile çok çelişmeden; İslam, gelenek ve görenekler çerçevesinde çözümler üreterek ve özellikle toplumsal fayda güderek (eğitimli kadın daha iyi çocuklar yetiştirir gibi) daha çok edebi alanda faaliyet gösterdiği söylenebilir. Burada eşitlik talebinden çok, fırsat eşitliğinin vurgulandığını ve annelik ile eş olma üzerinden şekillenen bir kadın tanımı yapıldığını görsek de söz konusu gelişmelerin kadın mücadelesi için bir başlangıç olması ve gelecekteki hareketlere ışık tutması, göz ardı edilemeyecek kadar önemli olsa gerek.

Sözlerimi, Fatma Nesibe’nin 1911’de İstanbul’da yapılan kadın toplantıları sırasında kurduğu ve dönemin tarihsel önemini ve değerini gözler önüne seren sözleriyle tamamlamak istiyorum:

“Hanımlar, bugün 300 kişi miyiz? Evet. 300 ile başladık ama yarın eminim ki 3000 kişi olacağız, bir sonraki gün 6000 kişi. En sonunda bir gün, bu toplantı tüm kadınların katılımıyla olacak.”[viii]

Devamı gelecek…


[i] Avcı, Y. (2009). Osmanlı Devleti’nde Tanzimat Döneminde “Otoriter Modernleşme” ve Kadının Özgürleşmesi Meselesi. Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, 21(21), 1-18.

[ii] OS, N. (2005). Ottoman Muslim and Turkish women in an international context. European Review, 13(3), 459-479. doi:10.1017/S1062798705000578

[iii] Sirman, N. (1989). Feminism in Turkey: A Short History. New Perspectives on Turkey, 3, 1-34. doi:10.15184/S0896634600000704

[iv] Şüküfezar (1886). Sadece dört sayı çıkarılmış, “Erkekler tarafından saçı uzun aklı kısa diye aşağılandık, simdi tam tersini kanıtlayacağız” benzeri başlıkları var. (Sirman, 1989)

[v] OS, N. (2005). Ottoman Muslim and Turkish women in an international context. European Review, 13(3), 459-479. doi:10.1017/S1062798705000578

[vi] Çakır, S. (2007). Feminism and Feminist History-Writing in Turkey, Aspasia, 1(1), 61-83. Retrieved Sep 18, 2020, from https://www.berghahnjournals.com/view/journals/aspasia/1/1/asp010104.xml

[vii] Çakır, S. (2007). Feminism and Feminist History-Writing in Turkey, Aspasia, 1(1), 61-83. Retrieved Sep 18, 2020, from https://www.berghahnjournals.com/view/journals/aspasia/1/1/asp010104.xml

[viii] Çakır, S. (2007). Feminism and Feminist History-Writing in Turkey, Aspasia, 1(1), 61-83. Retrieved Sep 18, 2020, from https://www.berghahnjournals.com/view/journals/aspasia/1/1/asp010104.xml

(Visited 169 times, 1 visits today)
Close