Written by 07:00 Makaleler

Ütopyacı Nitelemesinde Boğulan Düşünür: Saint-Simon

Talha Kutay yazdı.

“Altın çağ farklı ülkelerde yaşayan tüm sınıflardan ‘üreticilerin’ dost olduklarından beri yaklaşıyor.”


(Saint-Simon’dan aktaran Soliani, 2009: 27) [1]      

Giriş

Materyalist aydınlanma geleneğine dayanan Saint-Simon, modern kapitalizmin tam anlamıyla gelişmediği bir dönemde yaşadı. O aynı zamanda ‘devrimin ürünü bir entelektüel’ ve 19. yüzyılın adamıydı.[2] Saint-Simon’da Marx’ın teorize ettiği “bilimsel sosyalizm”in erken nüvelerini bulmak mümkündür. O nedenle “sosyalizmin babası” şeklinde tanımlamalar yanlış olmayacaktır. Fakat bu şekilde daha dar tanımlar Saint-Simon’u anlamamızı engellemekte ve kısır döngüye hapsetmektedir. Sonuçta sosyalizm daha bilimsel hale gelince ilk dönem sosyalistlerinin bir önemi kalmamaktadır. Bu durum da Saint-Simon’un tartışılmasını engellemekte ve dar bir “ütopyacı” kılıfına sıkıştırılmasına neden olmaktadır. Bu haliyle onu ütopik sosyalist olarak sınıflandırmak ya da görmezden gelmek eğilimi, daha belirgin isimleri ele almaya da neden olmaktadır.[3] Bununla birlikte Hart (1964), son zamanlarda bazı akademisyenlerin Saint-Simon’ı hak ettiği övgüyle yeniden andığından bahsetmektedir.  Örneğin Lukes (2011), Saint-Simon’un yalnızca Marx ve Engels’i etkilemediğini, J Stuart Mill vasıtasıyla İngiliz Liberalizmi üzerinde; Herzen vasıtasıyla İtalya nasyonalizmi üzerinde; Mazini vasıtasıyla İtalya nasyonalizmi üzerinde etkisi olduğunu ifade etmektedir. “Henri Saint-Simon’un Yeni Dünyası” isimli kitabın yazarı Franck E. Manuel’in ifade ettiği üzere:

“Üstadın eserlerinden yapılacak seçmelerin mahiyetine göre, Saint-Simon faşizmin öncülerindenmiş gibi de gösterilebilir, sosyalizmin de. Demokratik bir planlamanın kuramcısı olarak da sunulabilir okura, kapitalist finansın da. Bir açıdan teknokrattır, bir başka açıdan ütopyacı. Çağdaşı Hegel gibi, insan hak ve özgürlüklerinin saygıdeğer bir atası olarak da kabul edilebilir Saint-Simon.”[4]

Bu makalede Saint-Simon, sıkıştırıldığı “ütopyacı” kılıfından kurtarılmaya çalışılarak düşüncesinin arka planı incelenecektir.

Fransız İhtilali’nin Çocuğu Saint-Simon

Fransız İhtilali’nin yarattığı kargaşa ve anarşiden sonra yeni bir toplum nasıl kurulacaktı? Kurulan toplum nasıl bir ekonomik ve sosyolojik temele oturtulacaktı? Saint-Simon da diğer Fransız aydınları gibi bu sorulara cevap aramıştır. Saint-Simon’un düşüncesini anlamak için üç önemli nokta vardır:

  • Herkes çalışmalıdır.
  • Devlet artık hükümeti insanların üzerinde değil şeylerin yönetiminde kullanmalıdır.
  • Yönetici sınıf başta olmak üzere herkes, nüfusun en büyük kısmının (en fakir kısmının) refahını düşünmelidir.

Herkesin çalışması gerektiği düşüncesi, ilk olarak ilk önemli yazısı olan Letres of 1803’de ve tam anlamıyla 1809 tarihli Introduction aux travaux scientifiques du xıx siécle’in ikinci cildinde yer alırken; nüfusun en büyük kısmının (en fakir kısmının) refahına dikkat edilmesinin gerekliliği, daha sonra dile getirilmekte ve 1825 tarihli Nouveau christianisme’de evrensel kardeşlik biçimine ulaşmaktadır.[5]

Saint-Simon’u en iyi anlatan kavram “endüstri”dir. Düşünceleri “endüstri” kavramı etrafında dallanıp budaklanmıştır. Saint-Simon’a göre her düzenli toplum maddi ve manevi olmak üzere iki güce dayanmaktadır. Kurulan yeni düzende manevi gücü, bilginler; maddi gücü ise endüstriyeller temsil edecektir. Saint-Simon 1817 yılında Fransızcaya kazandırdığı “endüstriyel” kelimesini şöyle tanımlar: Endüstriyel, toplumun çeşitli üyelerinin ihtiyaçlarını veya fizik zevklerini karşılayacak bir veya birçok maddi vasıtayı üretmeğe veya üretilen malları bu fertlere ulaştırmağa çalışan adam.[6] Saint-Simon toplumun temeline üretimi koymaktadır. Toplumun gelişmesini istiyorsak üretimi arttırmalıyız.

Saint-Simon toplumu “üreticiler-aylaklar ya da başka bir tanımlamayla “bal arıları-eşek arıları” olarak ayırır. Saint-Simon’a göre aylaklar, yani eşek arısı, rahipler ve askerler gibi toprağa alın terini katmayan mülk sahipleridir.  Üreticiler, yani bal arıları ise tüccarlar, fabrikatörler, çiftçiler, bankacılar, bilginler, sanatçılar, memurlar ve işçilerdir. Saint-Simon, 1819 yılında şakirtlerinden biri olan Olinde Rodrigues tarafından Parabol olarak adlandırılan, bir taşlama yazar. Bu parabolde şöyle demektedir:

Tutalım ki Fransa bir anda en büyük elli fizikçisini, elli kimyacısını, elli fizyolojistini, elli mühendisini, elli şairini, elli fabrikatörünü, elli bankacısını… kaybetti. Ne olur? Bu üç bin üreticinin kaybı Fransa’yı cansız bir bedene çevirir. Şimdi de hükümdarın bey kardeşini, tüm kral ailesini, saray nazırlarını, mabeyincileri, sandalyeli, sandalyesiz bakanları, müsteşarların hepsini, en zenginlerinden on bin toprak ağasını… yani kibar bir hayat süren on bin kodamanı kaybettik diyelim. … Fransa’nın yaşayışında ne değişirdi? Hiç. Boşalan yerleri yüz binlerce insan hemen doldurabilirdi. Demek bizi eşek arıları yönetiyor, demek tepetaklak bir düzen bu…”[7]

Soliani’ye (2009) göre Saint-Simon, çıkarları zıtlık içinde olabilecek sınıfların bulunduğunu ancak temel çatışmanın aylak sınıfla olduğunu savunmaktaydı. Saint-Simon, işçi sınıfının (işçiler, çiftçiler ve zanaatkarlar) gelişiminin sosyal bozukluğun üç temel nedeni olan sefalet, boşta kalma ve cehaleti ortadan kaldıracağını düşünmekteydi. Fakat Simon, bu gelişim sürecinin kontrolünü işçi sınıfının kendisine değil, bilim adamlarına emanet etmektedir. Sadece “bilim adamları” ince şekilde hazırlanmış “physiologie sociale [sosyal fizyoloji]”yi tamamen anlayabilir ve herkese uygun rolü atayabilir.[8] Ayrıca Fransız İhtilali sonrası gerçekleşen Terör nedeniyle, Saint-Simon yoksulların yönetim kabiliyetine sahip olmadığına inanmaktaydı.[9]  Görüldüğü üzere Simon’da Marksizm’deki gibi proletarya temelli bir düşünce yapısı görmemekteyiz. Bunun nedeni, Saint-Simon’un yaşadığı dönemde kapitalizmin tam anlamıyla gelişmemiş olmasıdır. Bu bağlamda Simon’un düşüncesinde Marx ve Engels’in (2014) ifade ettiği gibi burjuvazi ve proletarya arasında uzlaşmaz bir çelişki oluşmamakta ve burjuvazi kendi “mezar kazıcısını” üretmemektedir. Engels’in (1977) de belirttiği üzere, Saint-Simon, aydınlık çağının filozofları gibi belli bir sınıfın kurtuluşunu değil, tüm insanlığın kurtuluşunu istemektedir.

İşlevsel Elitleri Yönetime Koymak

Fransız Devrimi, sosyal kontrolün sorumluluğunu üstlenecek yeni bir elit grubuna ihtiyacı gösterdiği için Saint-Simon, yönetime işlevsel elitleri (seçkinleri) koymaktaydı. Her çağda işlevsel seçkinler, tarihsel gelişiminin belirli aşamasında toplum için en büyük değeri olan bilgi ve yeteneklere sahip olan kişilerdi.[10] Yeteneklerin değeri, sosyal düzenin korunmasında ne kadar gerekli olduklarına ve iyi hayata ne kadar katkıda bulunduklarına bağlı olarak belirlenecekti. Bazı yeteneklere duyulan ihtiyaç, çağdan çağa (sanatçının yaratıcı yeteneği veya yönetsel bir yetenek gibi) sabit kalırken politika pozisyonları için gereksinimler, çağın aydınlanma seviyesi ile değişmişti ve sosyal kontrolde aydınlanma seviyesi kritik faktördü.[11] Saint-Simon, işlevsel seçkinlerin gelecekte meydana gelecek sorunları önceden tahmin edebileceğini ve doğru planlama ile bu sorunlardan kaçınabileceklerini düşünmekteydi.

Saint-Simon’un sınıf ayrımı yaparken temel aldığı nokta üretimdir. Üretimi köstekleyenleri, üretime hiçbir katkı yapmayanları, üreten kesimin sırtından geçinenleri karşısına almıştır. Saint-Simon bankacılara/bankerlere önemli bir görev yükler. Ortak bir sermaye fonu kurulacak ve kurulan bu fondaki parayı bankacılar dağıtacaktır. Bankaları, hükümet veya devlet bürokrasisi değil; mesleki bir kamuoyunun kontrol ettiği merkez bankası kontrol edecektir. Saint-Simon, bankerleri “genel üretici” olarak adlandırır. Bütün girişimleri desteklemek ve en becerikli üreticilere kredi vermek bankacıların en temel görevlerinden biridir. Meriç’e (2017) göre, Saint-Simon bir plütokrasi kurmak istememektedir. Bankacılar, bir finans aristokrasisinden öte, sosyologların (filozofların) yönlendirmelerinden faydalanan birer uygulayıcıdırlar. Saint-Simon, ekonomik akışların yapısının toplumsal yapıyı belirlediğini söylemektedir.  Devletin para akışını saptırmasını iktidar ve feodal sistemle özdeşleştirirken, para dolaşımının artırılarak çevrimin sağlanmasını sanayi sistemiyle özdeşleştirmiş; iktidarın yerini kapasitenin ve yönetimin aldığını belirtmiştir.  Saint-Simon’a göre, eski sistemde hükümetin iktidarı parayı gasp ederken diğer iktidar odaklarıyla çatışmaktadır. Oysa organizasyonunu güçlendiren, iktidarın yerine kapasitenin aldığı toplumlarda iki farklı kapasite çatışmayarak birlik oluşturur. Yüksel (2015), Saint-Simon’un bu durumu, “eski sistemde halk şeflerine itaat ederdi, yenisinde onlarla birleşiyor. … İlk durumda halk tebaa iken, ikincide ortaktır. Endüstriyel birleşimlerin hayranlık veren karakteri sayesinde tüm yarışanlar aslında işbirliği içindeler, ortaklar en basit işçiden en zengin fabrikatöre ve en aydınlanmış mühendise kadar”[12] şeklinde ifade ettiğini söylemektedir.

Saint-Simon ve Mülkiyet

Ionescu (1973), Durkheim’in, Saint-Simon’un “mülkiyet haklarını her devletin ana hukuku olarak tanımladığını ve mülkiyet hakkının kurulması ve saygı gösterilmesi için yapılan düzenlemelerin tartışmasız herhangi bir siyasi toplumun temeli olduğu ilkesiyle ilişkilendirdiğini” ifade etmektedir. Saint-Simon, doğuştan gelen bir imtiyaz olarak gördüğü mülkiyetin devlet kontrolüne geçerek devlet tarafından dağıtılması gerektiğini söylemektedir.

Anlaşılacağı üzere Saint-Simon mülkiyeti kaldırmıyor. Sadece mülkiyeti elde etme koşulu olarak ehliyeti öne sürüyor. Temel düşünce, ehliyet ile mülkiyetin bağlantılı hale getirilmesi.  Ehliyet ile mülk elde edenin de herhangi bir ayrıcalığı bulunmuyor. Ehliyet üretimle, mülkiyet ise ehliyetle bağlantılı. Kısacası üretim için mülkiyet durumunda toprak paylaştırılmayacak fakat mülkiyet ehliyet ile bağlantılı olduğu için toprak ehliyetli üreticiler tarafından işletilecek ve özel mülkiyet manasını kaybedecektir. “Her mülk sahibi mülkün kendisine teslimi anında ehliyetini, daha sonra da hüsn-ü idaresini ispat etmek zorundadır. Kelimenin gerçek manasıyla bir hak yok, ahlaki karakteri olan bir fonksiyon var, yani bir intifadan çok bir vazife bahis konusu.”[13]

Miras’ın ortaya çıkardığı eşitsizlikler sadece, o dönemin sorunu değildi. Günümüzde de mirasın eşitsizlik oluşturmadaki etkisi oldukça fazla. Keynesyen ekonomik sistemlerde “artan oranlı bir vergi” sistemi çözüm olarak tartışılmaktadır.[14] Mirasın eşitsizlik makasının açılmasında temel rol oynaması, günümüzde de önemli bir sorun olarak durmaktadır. Saint-Simon’un yaşadığı dönemde –teknoloji gelişmediği için ve işgücü piyasasında fazla etkili olmaması nedeniyle- miras konusunu vuzuhla görmesi ve belirtmesi Saint-Simon’un sadece “ütopik sosyalistler” olarak nitelendirilmesinin ötesinde bir kişilik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Saint-Simon, insanların “hürriyet” için bir araya gelmeyeceğini, cenk etmek veya üretim için bir araya geldiğini söylemektedir. Liberaller sosyal hayatın gerçek temeli olarak hürriyeti alırken Saint-Simon’a göre endüstri organizasyonu, sosyal hayatın gerçek temelidir. Örneğin, Hayek (2015) eşitlik düşüncesinin hürriyete zarar verdiğinden bahsetmekte ve hususi mülkiyeti, hürriyetin teminatı[15] olarak görmektedir.

Meriç’e (2017) göre, Saint-Simon insan toplumlarının ilminin, tabiat ilmi kadar kesin olması gerektiğini düşünüyordu. Simon’da ‘insan toplumunun tarihini inceleyerek insan toplumunun gelişme kanunlarını bulma fikri’ hakimdi. Saint-Simon, geçmişi çözümleyerek Fransız İhtilali’nin neden olduğu anarşiye ve sıkıntılara çözüm bulmak ve sıkıntısız bir sosyal rejim oluşturmak istiyordu. Tüm mesele buydu.  Marksist tarih anlayışı, “geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek zaman” arasında bağlantılar olduğunu ileri sürer.[16] Tam da noktada, Saint-Simoncu tarih anlayışıyla Marksist tarih anlayışı arasında benzerlik bulunduğunu söyleyebiliriz. Meriç (2017), tarihin her merhalesi daha önceki bir merhalenin eseri olduğu için, bugünkü müesseseleri anlamak için, dünküleri, dünküleri anlamak için daha eski müesseseleri incelememiz gerektiğini söylemektedir.

Gerekli Bir Kötülük: Devlet

Saint-Simon’a göre hükümet, tüm kötülüğün en büyüğü olan anarşiyi önlediği için gerekli bir kötülüktür. Saint-Simon’a göre[17], eğer bir düşünür devlet dışındaki bir kaynaktan geçim elde etmeyi ummazsa, entelektüel güçlerini, faydalı fikirler keşfetmekten öte devleti övmek için kullanmak mecburiyetinde kalacaktır.

Saint-Simon’a göre toplum tam anlamıyla organize olduğu gün, hükümet yönetimden geri çekilecek ve sadece yararlı işlerin yapılmadığı durumlarda müdahalede bulunacaktır. Fakat devlet toplumu tam anlamıyla organize etmek amacıyla, toplum tam anlamıyla organize olana kadar müdahalelerde bulunabilir. Ona göre, henüz ulaşılmayan “Devrim”in gerçek ve önemli amacı, eşitlikçi bir devletin popüler hükümeti değildi; daha ziyade 1817’de bir metinde tanımlandığı gibi, kolektif yaşamın idaresinin “endüstriyel” tarafından yönetildiği ve herkesin paylaştığı politik değerler tarafından yönetilen, kamu düzenini sağlayabilen “asgari” bir devletin kurulmasıydı.[18]  Anlaşılacağı üzere Simon’a göre toplum organize olduğu zaman devletin müdahalesi asgari seviyeye azaltılacak ve toplum, üreticilerin ve elitlerin yönetiminde kendi kendini yönetecektir. Saint-Simon’un devlet düşüncesinin benzerini Anarko-komünist düşünürlerde de görmekteyiz. Kropotkin (1927), özgür işçilerin özgür örgütlere ihtiyacı olduğunu ve bu örgütlerinde,  bireyi Devlet’in kölesi rolüne indirgemeyen özgür anlaşma ve özgür işbirliği temelinden başka bir temele sahip olamayacağını ifade etmektedir.

İkame Din: Yeni Hristiyanlık

1789 Fransız Devrimi ile sosyal hayattan el çektirilen dinin modern toplumda zamanla yok olacağı düşünülmüştü. Ancak düşünüldüğü gibi olmamış, “teolojik inançların” yıkılmasından sonra Avrupa anarşi içinde kıvranmaya başlamıştı. Durum böylece olunca toplumların birlikteliğini sağlayan “dinin” yerine ne alacağı problemi ortaya çıkmış; Montesquieu, Durkheim, Rousseau ve Saint-Simon gibi Fransız aydınları “ikame din” kavramıyla ilgilenmişlerdir.[19] Saint-Simon Fransız Devrimi’nin neden olduğu anarşinin temelinde Katolik inancını, yani dini görmekteydi. Saint-Simon, Hristiyanlığın miadını doldurduğunu düşünmektedir ve dünyayı açıklayacak yeni bir felsefeye ve ahlak düzenine ihtiyaç vardır.

“Sosyalistler sık sık İsa’yı hatırlarlar. Bir yanda Mesih’in devrimci cesareti, ötede kilisenin aşırı tutuculuğu. Kaybolan dinin yeri nasıl doldurulacak, bilgilerin mihveri ne olacak? Yeni topluma yeni bir inanç sunmak isterler, başlıca kaygıları bu yeni temel üzerinde yeni bir dünya ve yeni bir insan yaratmak.”[20]  

Saint-Simon Hristiyanlığı eleştirmiş, dinin zaman zaman bir afyon etkisinin olduğunu belirtmiş, “buna karşılık saf bir dinin gerçek bir Allah ve insan sevgisinin yararlarını ve “insanlar kardeştir” inancının vazgeçilmezliğini de ısrarla vurgulamış”[21] ve iyi ahlaka dayanan ve adı Yeni Hristiyanlık olan bir din önermiştir. Saint-Simon, diğer Fransız düşünürleri gibi, dinin toplum içindeki yerini ve koparılamayacağını anlamış ve “ikame din” arayışına girmiştir. Meriç’e (2017) göre Saint-Simon yeni fikirleri, eski kelimelerle anlatmak istemiştir. Genelde insanlar yeni olan bir şeye karşı serttirler ve kolayca kabul etmezler. Saint-Simon, bu nedenle yeni fikrini eski kelimelerle anlatmak istemiştir. Yeni Hristiyanlık, tanrısız bir din. Temeli, ahlak. Temel akidesi, birbirinizi seviniz.  Saint-Simon için din, ahlak demek.  Ahlak ise refahı toplumun en büyük kesimi olan yoksulların lehine düzenlemek ve üretimi arttırmak demektir.

Sonuç Yerine

Her ne kadar yaptığı çıkarımlar günümüzü açıklamada yetersiz kalsa da Fransız iktisatçısı François Perroux’un da dediği gibi: “Çağımızda hepimiz az çok Saint-Simoncu olduk: çünkü görüyoruz ki, elitlerini yenileyen bir teşkilat şekli, toplumu tahrip etmeyen bir sanayi: sanayii tahrip etmeyen bir toplum ve insanı tahrip etmeyen bir sanayi ile toplum arayışı sürdükçe Saint-Simon’un fikirleri hep geçerli olacaktır.”[22]

Özellikle herkesin çalışması gerektiği, devlet ve toplumun en fakir kesimine dikkat konusundaki düşünceleri; dönemine nazaran oldukça ileri düzeydedir. Simon aynı zamanda mirasın yarattığı eşitsizlikleri de vuzuhla görmüştür. Saint-Simon’u sadece “sosyalizmin babası” şeklinde tanımlamak hatalıdır. Bugün Saint-Simon’u, “sosyalizmin kurucusu” olmasının yanında, yönetsel kapitalizmin [managerial capitalism] (Soliani, 2009), hayırsever kapitalizmin (Lukes, 2011), teknokrasinin (Yüksel, 2015; Fischer, 2013) kurucusu olarak da addedebilmekteyiz. Her ne kadar Saint-Simon’un ölümünden sonra, düşünceleri takipçileri tarafından yozlaştırılıp mistik ve romantik bir mezhep haline dönüştürülmüş olsa da Saint-Simon okunmalı ve tartışmalara katılmalıdır.

Son olarak yazımı, Lukes’tan bir alıntı ile bitirmek istiyorum:

“Şayet onun gelişme teorisi biraz satıhta kalmış gibi ise de; şayet onun sınıf teorisi Marx’ınkine göre eksik kabul ediliyorsa da (ki bu noktada bazıları şimdi tamamen aksini düşünüyorlar), şayet onun, politikanın lüzumsuzlaşacağı ve barışçı, beynelmilelci bir sanayi toplumu oluşacağı düşüncesi bugün bize ütopik geliyorsa da ve şayet onun sanayi toplumu için zaruri gördüğü rasyonalizm ile laik bir din düşüncesi arasında ki açık tenakuz kendi sisteminin bütünlüğünü zayıflatıyorsa da yine de Saint Simon, hiçbir düşünce adamına nasip olmayan bir idrak gücüyle çağdaş Avrupa düşüncesi üzerinde büyük bir müessiriyet yaratmış ve sosyolojinin kurucusu olarak addedilmeye hak kazanmıştır.”[23]


[1] Saint-Simon’dan Aktaran Soliani R. (2009), History of Economic Ideas “Claude-Henri de Saint-Simon: Hierrarchial Socialism?”, Vol 17., No. 2, p.27

[2] a.g.m., p. 21

[3] Hart D. K. (1964), The Western Political Quaterly “Saint-Simon and the Role of the Elite”, University of Utah, Vol. 17, No: 3, September, p. 423

[4] Manuel’den Aktaran Meriç C. (2017), İlk Sosyolog, İlk Sosyalist, İletişim Yayınları, s. 25

[5] Bkz. Soliani, a.g.m.

[6] Meriç, a.g.e., s. 27

[7] Saint-Simon’dan Aktaran Meriç, a.g.e., s. 35

[8] Soliani, a.g.m., p. 28

[9] Bkz. Engels F. (1977), Antidühring (çev. Kenan Somer), İkinci Baskı, Sol Yayınları

[10] Hart, a.g.m., p. 424

[11] Markham’dan Aktaran Hart, a.g.m, p. 424

[12] Yüksel H. (2015), Saint-Simon ve “Bilgi Toplumu”: Güncel Bir Perspektiften Eleştirisi, Akademik Bilişim Konferansı, AB,  s. 492

[13] a.g.e, s. 101

[14] Keynesyen görüşe dayanarak, eşitsizlikleri, servet eşitisizliği ve emek gelir eşitsizliği olarak ikiye ayırabiliriz. Keynesyen bakış açısıyla eşitsizlikler servet eşitsizliği ve emek gelir eşitsizliği olarak ikiye ayrılmaktadır. Servetin sonraki kuşaklara aktarımı bazı kişilerin oyun alanını genişletmektedir. Kendilerine geçen servet sayesinde, diğer insanlara nazaran kendilerini daha fazla geliştirme imkanlarına sahipler.  Modern toplum düzeninde de dikey hareketliliğin temel belirleyicisi “eğitim”dir. İyi eğitim almışsan iyi yerlere gelme imkanın o kadar fazla oluyor. Teknoloji’nin mal ve hizmet üretiminde iyice etkili olmasıyla birlikte işçiler teknolojiye ayak uydurabilen ve iyi eğitim almış ve sıradan işçiler olmak üzere ikiye ayrıldı. Beceri yanlı teknolojik değişim ile birlikte niteliksiz işçiler olarak tanımlanabilecek sıradan işçilerin yaptığı işler nitelikli işçi olarak tanımlanan teknolojik değişime ayak uydurabilen işçilere kaymıştır ve ücret makası sıradan işçiler aleyhine açılmıştır. Daron Acemoğlu, teknolojik değişimin daha nitelikli işgücünü daha ön planda tutarak ücret makasını açtığını ve ücret eşitsizliği yaratan beceri primini (Premium skill) yarattığını söylemektedir. Acemoğlu’nun analizinin teorik çerçevesi, emek piyasasında nitelikli işgücünün artıp zamanla niteliksiz işgücünün azalacağını ve bu sayede ücret eşitsizliğinin artmasıyla beceri priminin (Premium skill) artacağını ortaya koymuştur. Anlaşılacağı üzere servet eşitsizliği, eğitim imkanlarında eşitsizliğe neden olmakta kısaca fırsat eşitsizliği doğurmaktadır. Özellikle teknolojinin mal ve hizmet üretiminde iyice etkili olmasıyla birlikte eğitim önemli bir statü kazanmıştır. Servetin sonraki kuşaklara aktarımı ile daha fazla ve kaliteli eğitim imkanına ulaşan birey, kendini geliştirdiği için daha kolay iş bulmaktadır. Bu da emek gelir eşitsizliği makasının kendisine servet aktarımı olmayan birey aleyhine açılmasına neden olmaktadır. Kısaca servet eşitsizliği fırsat eşitsizliğini doğurmakta, fırsat eşitsizliği ise emek gelir eşitsizliğini doğurmaktadır. Keynesyen modelde, eşitsizliklere karşı önerilen çözüm herkese eğitimde fırsat eşitliği ve artan oranlı vergi sistemidir. Artan oranlı vergiler ile servet aktarımında yaşanacak düşme ile servet eşitsizliği daralacak ve eğitimde uygulanacak “kamusal refah programları” ile eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasıyla birlikte emek gelirlerindeki eşitsizlik makasının daralması sağlanacaktır. Konu hakkında bkz. Özalp L. F. A. (2018), İktisat ve Toplum Dergisi “21. Yüzyılın Huzursuz Refahı: Gelir Eşitsizliğinden Fırsat Eşitsizliğine”, Aralık, S.98, 83-88

[15]  Bkz. Hayek F. v. (2015), Kölelik Yolu (çev. Turhan Feyzioğlu, Yıldıray Arsan ve Atilla Yayla), 6. Baskı, Liberte Yayınları, s. 148

[16] Bkz. https://www.tesadernegi.org/marxin-tarih-kurami-ve-marksizmin-tarih-yazimi-uzerindeki-izdusumu.html?e56000&e56000, Erişim Tarihi: 14.03.2020

[17] Hart, a.g.m., p. 430

[18] Saint-Simon’dan Aktaran Soliani, a.g.m., p. 24

[19] İkame din kavramı ile ilgili bkz. Ünal A. Z. (2016), KMÜ Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi “Klasik Fransız Sosyoloji Geleneğinde Toplumsal Düzenin Yeniden İnşası Sorunu ve “İkame Din””, 18(30), 2016, 28-34

[20] Meriç, a.g.e., s. 46

[21] a.g.e., s. 28

[22] Perroux’dan Aktaran Lukes, a.g.m., s. 107

[23] Lukes, a.g.m., p. 115


Kaynakça

Engels F. (1977), Antidühring (çev. Kenan Somer), İkinci Baskı, Sol Yayınları

Fischer F. (2013), Verimlilik Dergisi “Teknokratik Teori: Tarihsel Perspektifte Temel Temalar” (çev: Cangül Tosun ve Fatih Keskin), 107-122

Hart D. K. (1964), The Western Political Quaterly “Saint-Simon and the Role of the Elite”, University of Utah, Vol. 17, No: 3, September, 423-431

Hayek F. v. (2015), Kölelik Yolu (çev: Turhan Feyzioğlu, Yıldıray Arsan ve Atilla Yayla), 6. Baskı, Liberte Yayınları

https://www.tesadernegi.org/marxin-tarih-kurami-ve-marksizmin-tarih-yazimi-uzerindeki-izdusumu.html?e56000&e56000, Erişim Tarihi: 14.03.2020

Ionescu G. (1973), Government and Opposition “Saint-Simon and the Politics of Industrial Socities”, Cambridge University Press, Vol. 8, No. 1, 24-47

Kropotkin P. (1927), “Anarchist Communism: Its Basis and Principles”, “Kropotkin’s Revolutionary Pamphlets”, Roger N. Baldwin (ed.), çev: Anarşist Bakış, Vangaurd Press, http://anarsizm.org/anarsist-komunizm-temelleri-ve-ilkeleri-1891-peter-kropotkin-2/, Erişim Tarihi: 24.09.2013.

Lukes S. (2011), İstanbul Journal of Sociological Studies “Saint-Simon 1760-1825” (çev: Yrd. Doç İhsan Sezal), 0(20), 107-116

Marx K. ve Engels F. (2014), Komünist Manifesto, İlk Eriş Yayınları, Üçüncü Baskı

Meriç C. (2017), İlk Sosyolog, İlk Sosyalist, İletişim Yayınları

Özalp L. F. A. (2018), İktisat ve Toplum Dergisi “21. Yüzyılın Huzursuz Refahı: Gelir Eşitsizliğinden Fırsat Eşitsizliğine”, Aralık, S.98, 83-88

Soliani R. (2009), History of Economic Ideas “Claude-Henri de Saint-Simon: Hierrarchial Socialism?”, Vol 17., No. 2, 21-39

Ünal A. Z. (2016), KMÜ Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi “Klasik Fransız Sosyoloji Geleneğinde Toplumsal Düzenin Yeniden İnşası Sorunu ve “İkame Din””, 18(30), 2016, 28-34

Yüksel H. (2015), Saint-Simon ve “Bilgi Toplumu”: Güncel Bir Perspektiften Eleştirisi, Akademik Bilişim Konferansı, AB, 489-494

(Visited 190 times, 12 visits today)
Close