Written by 21:24 Dosya, Röportaj

Alican Tayla, Fransa’da temsiliyet krizini değerlendirdi

Fransa’da parlamento seçimlerine katılımın düşük olmasını nasıl yorumluyorsunuz? Bu siyasi aktörlerin değişimi ya da partilerin çöküşü ile açıklanabilir mi; yoksa daha derin, politik sisteme/temsilî demokrasiye içkin bir mesele mi?

Fransa’da yalnızca parlamento seçimlerine değil tüm seçimlere katılım oranı son yıllarda düzenli bir şekilde ve süratle düşüyor. 2017 genel seçimlerinin ardından ikinci kez parlamento seçimlerinin her iki turunda da seçmenlerin yarısından fazlası sandığa gitmedi. Bu düşündürücü eğilim esasında sadece Fransa’ya özgü değil. Genel olarak “temsilî demokrasi” rejimlerinin gitgide halkı temsil edebilme kapasitelerini yitirmiş olduğunun ve seçimle bir değişimin mümkün olduğuna inancın da aynı oranda düştüğünün göstergesi.

Fransa özeline baktığımızda bu durum net bir şekilde gözüküyor. Zira oy kullanmayanların çok yüksek oranı gençler ve dar gelirli sınıflardan oluşuyor. Bu parlamento seçimlerinin ilk turunda 35 yaş altı seçmenin yüzde 70’i, işçilerinse yüzde 62’si oy kullanmadı. Üstelik bu ilgisizliği sol partilerin uzun bir aradan sonra bir araya gelmeyi başarıp ciddi bir dinamik yakaladığı, beş yıllık Emmanuel Macron iktidarının sosyal kazanımlara ağır darbeler vurduğu ve yeni dönemde başta emeklilik yaşının yükseltilmesi gibi çok ağır neoliberal reformların öngörüldüğü bir bağlamda görüyoruz.

Hiç kuşkusuz bunun temel sebepleri doğrudan sistemin kendisine dair. Fransa’da sendikalı emekçiler dışında (ki o kesimde dahi katılım oranı göreceli olarak düşüşte) muhalif sol diyebileceğimiz grupların kurumsal siyasi oluşumlara güveni son yirmi yılda çok ciddi bir şekilde sarsıldı. Zaten büyük ölçüde düzenin dışına itilmiş banliyölerde yaşayan çoğu göçmen kökenli vatandaşların yanı sıra, Sarı Yelekliler eylemlerinde gördüğümüz gibi alt orta sınıf kesimlerde de siyasi partiler ve sendikalarla olan bağ büyük ölçüde kopmuş durumda. Buna son yıllarda hızla üniversiteli genç nüfus da ekleniyor. Dolayısıyla sistemin kendine has sorunlarından bağımsız olarak sol siyasi oluşumların bu gruplarla tekrar nasıl bir bağ kurabileceği bugün Fransa’da en önemli politik meselelerden biri.

Katılım oranının düşüklüğü, özellikle de iki turlu cumhurbaşkanlığı seçim sistemiyle de birleşince demokratik açıdan fazlasıyla yetersiz bir manzara oluşturuyor. Bunu bir örnekle özetlemek gerekirse 2017’den beri Fransa’yı mutlak çoğunlukla yöneten Emmanuel Macron, iktidara geldiği seçimlerin ilk turunda oyların sadece yüzde 24’ünü almıştı. Fakat bu oran düşük katılımı da dikkate aldığımız takdirde toplam seçmenin sadece yüzde 18,5’ine tekabül ediyor. Yani onun programını sandıkta destekleyenler Fransız seçmeninin 5’te birinden azdı.

Çok büyük gerginliklere gebe olan bu düzen aşırı sağın da hızla yükselmesiyle iyiden iyiye çatırdamaya başladı. Hiçbir siyasi partinin mutlak çoğunluk elde edemediği bu parlamento seçimleri Macron’u alenî bir sağ koalisyon kurmak zorunda bırakacak. Tüm bu sebeplerden dolayı Fransa’yı çok mühim ve bir o kadar da hareketli bir beş yıl bekliyor.

(Visited 35 times, 1 visits today)
Close