Written by 06:01 Çeviri

Bertrand Badie: Kriz refah devletinin restorasyonuna muazzam bir ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor

Nihan Çakır çevirdi…

Nihan Çakır, Science Po Paris’te Emeritus Profesör Bertrand Badie’nin ouest france’a verdiği röportajı Gergedan Dergi için çevirdi.

Bu salgın gidişatımıza dair neyi açığa çıkarıyor?

Bir ikirciklik… Bu yüzden de saptamak çok zor. Bu kriz, bir yandan devlete, yani refah devletinin restorasyonuna muazzam bir ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor. Devletin yeniden canlandırılması yoluyla, neoliberal devrim tarafından tamamen boğulmuş olan ‘sosyal’i yeniden keşfetme ihtiyacı… Gidişatı gözlemlemekle yetinmeyen, aynı zamanda korumak ve temel güvenliği sağlamak için hareket eden bir devlet. Öte yandan, bu bu krizin bizi derinden supra-devlet değil meta-devlet olan küreselleşme gerçeğiyle karşı karşıya getirdiğini görüyoruz.

Yani?

Küreselleşmenin gerçekte ne olduğunu, yani 7,5 milyar insanın aynı gemide olmasıyla karakterize edilen eşsiz bir dünyayı keşfetme sürecindeyiz. Kendisini oluşturan aktörler arasında ve aynı zamanda sosyal faaliyet sektörleri arasında olağanüstü şekilde birbirine bağımlı bir dünya… Gördüğümüz gibi ekonomi, sağlık ve çevre arasındaki karşılıklı bağımlılık çok güçlü. Sonunda ortaya çıkan ve gerçek yüzüyle sunulan bu küreselleşme, bize bu yeni zorluklar karşısında küresel yönetişimden başka bir seçenek olmadığını gösteriyor. Bu da düzenleyici ilkeleri bulmak için egemenlik ilkesini aşmak anlamına geliyor. Ortak bir zorluk ile karşı karşıyayız, bu noktada ilk defa ortak bir yanıt gerekli. Devlet yanıtlarına bir ekleme değil, bir düzenleme, bir koordinasyon. Kamusal eyleme yeni bir şekil vermek için.

« Tüm liderler öngörmeliydi, öngörmediler »

Ama tam tersini görüyoruz, her yerde genel kanı “herkes başının çaresine baksın” şeklinde, Alman federe devletleri arasında bile…

“Herkes başının çaresine baksın” demek her şeyden önce, kamuoyunu avutmak, onları güvence altına almak, beklentilerini karşılamak için bir yoldur. Bu sağlık krizi boyunca herkesin pohpohlamaya veya sakinleştirmeye çalıştığı milliyetçi bir ateş var. Herkesin kendi başının çaresine bakması aynı zamanda hazırlıksız yakalandığımızda normal bir durum. Dünyadaki tüm liderlerin öngörmüş olması gereken ama öngörmediği bir krizle karşı karşıyayız. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı yirmi beş yıldır yeni insani ve sağlık risklerine dikkat çekiyordu ama biz hala askeri açıdan düşünmeye devam ediyoruz. Eğer gelmekte olana böyle hazırlıksız yakalanırsanız, kavalyeniz en hazırlıklı görünen olacaktır.

Sosyal’in yeniden keşfi, virüsten önce gitti, ama bize neoliberalizmin zararlı etkilerini yeniden dengelemek için küreselleşmenin ikinci perdesine geçmemiz gerektiğini söylüyor.

Aynı zamanda bir aciliyet de var…

Evet, bekleyemeyiz, bu belki de küresel yönetişimin trajedisidir. İvedi bir reaksiyon gerektiren bir kriz henüz ufukta görünmezken doğaçlama yapılamaz. Bu sadece devletlerin milliyetçi refleksleri ile ilgili değil, acil durumların aksine müzakere zaman alan bir süreç.

Şu anda umut edebileceğimiz şey; bu kriz deneyiminin, dünya liderlerinin ve kamuoyunun, sistemi değiştirmemiz ve bu tür sorunlarla önceden ilgilenmemiz gerektiğini anlamalarına yol açmasıdır. Gökyüzündeki uçakların dolaşımı için bir düzenleme bulduysak, bunu çok erken bir tarihte başka türlü gerçekleştiremeyeceğimizi anlamamış olmamızdandır. Öyleyse, bu virüsle birlikte, kolları sıvamamız gerekiyor.

« Şu anda korku hüküm sürüyor »

Bu küreselleşmeden bir kopuş mu yoksa bir kırılma anı mı?

Teşhis koymak için erken. Şu anda korku hüküm sürüyor ve korktuğumuzda büyük tavizler vermeye – en özel ve derin inançlarımız da dahil – hazırız. Eğer korku hızla kaybolursa – ki bu hepimizin istediği – rutinin kolaylığına geri dönme riski hafife alınmamalı.

Teşhis koymak için erken. Şu anda korku hüküm sürüyor ve korktuğumuzda büyük tavizler vermeye hazır oluruz.

Öyleyse bu noktada karamsarsınız?

Daha derin bir umudum var. Koronavirüs, analiz etmeye vaktimizin olmayacağı 2019 yılını noktaladı. Dünyanın hemen hemen her yerinde toplumsal hareketlerin patlaması ile karakterize edilen bir yıl: Latin Amerika’da, Asya’da, Kuzey Afrika’da, Fransa’da. Oybirliği ile ‘sosyal’e geri dönüş talebiyle. Santiago’da metro bileti fiyatlarının artışına veya Lübnan’da Whatsapp’ın, Fransa veya İran’da dizelin vergilendirilmesine karşı. Sosyal’in bu sağır yeniden keşfi virüsten önce gitti ama neoliberalizmin zararlı etkilerini yeniden dengelemek için bize, küreselleşmenin ikinci perdesine geçmemiz gerektiğini söylüyor. Aralık ayında İngiltere’de yapılan seçimlerde gördüğümüz şu ki: sağcı partiler bile bu fikre yöneldiler. Orta Avrupa’daki viraj… Alman Hristiyan Demokrat Birliği bile sosyal meselelere yeniden katılmak için katı modelden uzaklaşıyor. Bu açıdan işlerin değişeceğini ümit edebiliriz.


Prof. Bertand Badie, 1975 yılında “Stratégie de la grève. Pour une approche fonctionnaliste du Parti communiste français” başlıklı tezini sunmuş, 1990 yılında profesör unvanını almıştır. Siyaset sosyolojisi, küreselleşme, toplumsal hareketler ve uluslararası sistem üzerine çok sayıda kitabı bulunmaktadır. Badie, Durkheim sosyolojisinin uluslararası ilişkiler disiplinindeki mirasçılarından olup uluslararası krizleri “sosyal patolojiler” olarak görür. Ona göre krizlerin müsebbibi anomi üreten uluslararası sistemin kendisidir.

(Visited 144 times, 1 visits today)
Close