Written by 08:00 Makaleler

Sivil Toplum ve Mülkiyet İlişkisi

Zeynep Küçük yazdı….

Sivil toplum, demokratik veya özgürleştirici cephesinden önce serbest piyasacı bir örgütlenme biçimidir. Bu nedenle de ilk önce ve her zaman koruyacağı aktörlerin, üretim araçlarını elinde bulunduranlar olması beklenir.

Sivil toplumu hem bir kuramsal kategori hem de belli bir tarihsel birikimin meydana getirdiği somut bir siyaset alanı olarak okumamız mümkündür. Bir yandan siyaset alanını ve siyasi erki devletle eş tutan siyaset anlayışının çözülüşüne işaret eder. Bu yönüyle kuramsal bir kategori olarak sivil toplum; işbirliği, rekabet, karşılıklı talepleşme, yasalar gibi siyasetin temel taşı birçok olguyu toplum merkezinde yeniden tartışmaya açar. Öte yandan, sivil toplumun Fransız Devrimi ve ulus devletten bağımsız düşünülemeyecek önemli bir tarihsel gerçekliği vardır. Sermaye birikim biçimlerinin dönüşümü, artık değerin piyasaya kanalize edilme biçimleri, üretim ilişkilerine yapışık doğan yeni yurttaşlık tanımları; sivil toplumun dinamik ve çatışmalı bir gerçekliği olduğunu bize gösterir. Bu yönüyle bir gerçeklik olarak sivil toplum, hem çekişmeli bir siyaset alanı hem de siyasi çekişmede önemli bir hissedir.

Sivil toplumun bugüne uzanan tarihi ve kuramsal yolculuğunu eleştirel bir biçimde inceleyeceksek söze Hegel’den başlamayı uygun görüyorum. Sivil toplumu ilk kez devletten ayrı bir alan olarak tanımlayan Hegel, bu alanı aile ve devlet arasında bir basamak olarak görür. Bu anlamda sivil toplum affektif – politik, özel-kamusal, biricik-evrensel gibi ikiliklerin diyalektik bir biçimde ilişkilendiği bir alan olarak da görülebilir. Başka bir deyişle Hegel’ci felsefede sivil toplum, bir toplumsal sözleşme mantığıyla oluşmuş değildir. Aksine karşılıklı ihtiyaçların yarattığı karmaşık etkileşim biçimlerini, emek alış-verişini, rekabeti ve işbirliğini kapsayan bir alan olarak sivil toplumun, bu yollarla bireyin kendini gerçekleştirmesine zemin hazırladığı kabul edilir.

Bu nedenle de Hegel’in sivil toplum yerine çok kez “Bürgerliche Gesselschaft” yani “burjuva toplumu” ifadesini kullanması hiç şaşırtıcı değildir. Haliyle sivil toplumun özünün özgürleştirici mi yoksa ıslah edici mi olduğu sorusu da üretim ilişkilerinden bağımsız düşünülemez.

Sivil toplumun mülkiyet ilişkileri ekseninde bir soy kütüğünü çıkaran Ernest Gellner ise sivil toplumu tarımsal toplumdan endüstriyel topluma geçişin bir sinyali olarak görür. Gellner’a göre tarımsal toplumlar ölçüsüz şiddet, katı bir hiyerarşi, kültürel kutuplaşma ve ekonomik durgunlukla karakterizedir. Endüstriyel toplumlarda ise toplumsal dinamizm, teknolojik gelişim, değerlerde çoğulculuk ve ekonomik büyümenin gözlemlendiğini söyler.1 Gellner’ın yaptığı bu ayrım sivil toplumun öncüllerini anlamamız açısından değerli olsa da sivil toplumu koşulsuz liberal bir reveransla ele aldığını söylemek çok da cüretkâr olmasa gerek. Sivil toplumun mülkiyetle olan ilişkisini lineer bir dönüşüm mantığıyla açıklamak, bu mülkiyet ilişkilerinin siyasi alandaki izdüşümlerini göz ardı etmemize ve ne tür başka güç  ilişkilerine gebe olduğunu kaçırmamıza sebep olacaktır. Çünkü kapitalist pazar ekonomisinin bireysel çıkarları gözetmeye müsait rekabetçi ortamı, ancak sistemin makbul bir aktörü olduğunuz durumda size kazançlı çıkma ihtimali sunar.

Bu anlamda tarihçi ve ekonomist Huricihan İslamoğlu’nun sivil topluma bakışını daha zengin ve gerçekçi buluyorum. İslamoğlu’na göre sivil toplum modernitenin temelindeki politika ve ekonomi çatışmasından doğan bir kurumsal pakettir. Bir yandan Endüstriyel Devrim’in yarattığı ve hızla biriken servet, diğer yandan bu servetin getirdiği bireysel ve toplumsal talepler eski siyaset yapma biçimlerinin mülkiyet haklarını koruyup yücelterek dönüşmesini gerekli kılmıştır. Tam da bu nedenle sivil toplum, demokratik veya özgürleştirici cephesinden önce serbest piyasacı bir örgütlenme biçimidir. Bu nedenle de ilk önce ve her zaman koruyacağı aktörlerin üretim araçlarını elinde bulunduranlar olması beklenir.

Günümüze baktığımızda ise endüstriyel toplum ve ulus- devletin neoliberal piyasa yapıları içinde çözüldüğünü görüyoruz. Pazar ekonomisiyle bir siyam ikizi gibi olan sivil toplumun bu durumda nasıl dönüşümlerden geçeceği, varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği ise hala süren bir tartışmanın konusu.


1 Gellner, E., “Conditions of Liberty: Civil Society and Its Rivals” , (1994)

(Visited 108 times, 1 visits today)
Close