Written by 02:10 Röportaj

Çin Merkezli Küreselleşmeye Doğru

Temmuz Yiğit Bezmez ve Ertuğrul Atlı, pandeminin ekonomik ve siyasi etkilerinin gölgesinde Çin’in yükselişini Fatih Oktay’a sordular.

Koronavirüs salgını ekonomik ve siyasi etkileriyle küresel bir krize dönüşmüşken salgının kaynak ülkesi Çin’de yaşam büyük ölçüde normale dönmüş görünüyor. Dünyanın bu yükselen gücünün salgın-sonrası dönemini “Çin’i anlamak: Yeni Dünya Gücü ve Değişen Dünya Dengeleri” kitabının yazarı Fatih Oktay’la konuştuk.

Dinamikler Çin’in pazar ve yatırım kaynağı olarak ana merkez olduğu bir küreselleşme düzenine gidişe işaret ediyor.

Başta ticaret ve teknoloji olmak üzere son yıllarda artan ABD-Çin ayrışmasının koronavirüs salgını krizi sonrasındaki seyri hakkında görüşleriniz nelerdir?

Fatih Oktay

Krizin ABD – Çin güç dengesi üzerinde ekonomi ve politika alanları üzerinden etkileri olacak.

2008 küresel krizinde ABD ekonomisi uzunca bir süre durgunlukta kalırken Çin ekonomisi hızla büyümeyi sürdürmüş, bu Çin ekonomisine büyüklük açısından önemli bir avantaj sağlamıştı. Çin ekonomisi bu dönemde; cari kurlar bakımından ABD ekonomisi ile arayı kapatmakta önemli bir yol almış, satın alma gücü paritesi bakımından da ABD ekonomisini yakalayıp geçmişti. Bu krizin de böyle bir etkisi olacak. Bugün Çin salgını bütünüyle kontrol altına almış görünüyor; ülkede yaşam ve üretim normale dönüyor. Bu yılın ortalarında ülke ekonomisinin kriz öncesi büyüklüğünü yakalayarak büyümeye geçmesi bekleniyor. ABD’de ise yaşam ve ekonomi uzunca bir süre normale dönemeyecek görünüyor. Bu Çin ekonomisinin, ölçüm yönteminize bağlı olarak, ABD ile arasını iyice kapatması veya ABD ekonomisinin iyice önüne geçmesi anlamına geliyor.

Ekonomik dengenin Çin’e doğru kayışının hızlanmasının yanında, Çin’in bu krizle başa çıkmakta çok başarılı olması ve buna karşılık ABD’de her alanda yetersizlikler sergilenmesi, Çin’e küresel yumuşak güç dengeleri açısından da büyük avantaj sağlayacaktır. Bu da işin uluslararası politika yanı…

Hâlihazırda küresel GSYH’nin %16,3’üne tek başına sahip olan Çin’in önümüzdeki yıllarda bu ağırlığını artırması, son aylarda sıkça konuşulan “Çin merkezli küreselleşme” teorilerini nasıl etkileyebilir?

Ekonomik büyüklük önemli elbette ama bir ülkenin küresel ekonomi içindeki konumunu yalnız bu belirlemiyor. Geçmişte küreselleşme, Çin için gelişmiş batı pazarlarına erişim açısından önemliydi; ucuz işgücünün sağladığı rekabet avantajıyla dünyanın imalathanesi Çin’in ürettiği mallar, başta gelişmiş batı pazarları olma üzere tüm dünyaya akıyordu. Durum artık değişiyor. Çin günümüzde kişi başına gelir açısından Türkiye’yi geçti, ülkenin iç pazarı hemen her üründe dünyanın en büyüğü olmaya gidiyor. Öte yandan ülkede ücretlerin düzeyi Türkiye’nin üzerine çıkmaya başladı. Düşük maliyetli işgücüne dayalı mallarda üretim, işgücü maliyetlerinin daha düşük olduğu çevre ülkelere; ülke üretimi de giderek daha yüksek katma değerli ürünlere kayıyor. Tüm bu dinamikler Çin’in pazar ve yatırım kaynağı olarak ana merkez olduğu bir küreselleşme düzenine gidişe işaret ediyor.

Çin’in revizyonist bir güç olarak ortaya çıktığı ve Kuşak ve Yol İnisiyatifi çerçevesinde kurduğu Silk Road Fund,  AIIB, CIC gibi kuruluşların liberal uluslararası düzene bir meydan okuma olduğu şeklindeki yorumlara ilişkin görüşleriniz nelerdir? Koronavirüs salgını sonrası düzende dış finansman kaynağı olarak Çin’e borçlanma miktarlarının artacağı öngörülebilir mi?

Meydan okuma ifadesi bir çatışma arayışı çağrıştırabilir, bu girişimleri Çin’in dünya sisteminde ekonomik büyüklüğüne uygun bir yer edinme çabası olarak nitelemek daha doğru olabilir. Evet, bunlar Çin’in, dünya düzenini, kendisine hak ettiğini düşündüğü yeri verecek şekilde değiştirmeye yönelik girişimlerdir.

Günümüzde gelişmiş ülkeler koronavirüs salgınının etkilerine karşı büyük ekonomik savunma paketleri açıklıyorlar ama gelişmekte olan ülkelerde dişe dokunur girişimler görünmüyor. Boşluğu Çin doldurabilir; borç, yardım; farklı şekilde destek programlarıyla. Bu da dünya yumuşak güç dengelerinin Çin’e doğru değişmesini hızlandırır.

Pandemiden etkilenen bazı Avrupa ülkelerinin, AB’den bekledikleri dayanışmayı görememeleri, buna karşın Çin’den aldıkları sağlık ekipmanları yardımı öngörülerinizi doğrular nitelikte. Örneğin İtalya ve Sırbistan’da Brüksel’e yönelik güvensizliğin Çin’e dönük bir ilgiye dönüştüğünü gözlemledik. Fakat bununla birlikte Çin’in yükselişine kuşkuyla yaklaşanların temel argümanları, onlara göre geçerliliğini koruyor ve pandeminin gölgesinde yeniden tartışılıyor. Elbette yine ABD öncülüğünde olmakla birlikte, Avrupa’nın merkez ülkelerinde -bu kez Almanya da buna katılmış görünüyor- Birleşik Krallık’ta ve belki daha da önemlisi Asya’da Çin karşıtlığının yükseldiğine tanık oluyoruz. Koronavirüsün Çin’den yayılmasından bağımsız olarak Çin yatırımlarının Sri Lanka örneğinde somutlaşan agresif tonu ve jeopolitiği hâlihazırda bir çatışma ifade etmiyor muydu?

Ben sağlık malzeme ve eleman desteğinden çok salgının ekonomilere etkilerini karşılamak içi gereken ve gerekecek finansal destekten söz ediyorum. Gelişmiş ülkelerde büyük parasal genişlemeye (para basmanın kibarcası) dayalı dev programlar açıklanıyor ama krizin neden olduğu dolara kaçış nedeniyle paraları büyük değer kayıplarına uğrayan, bu ortamda parasal genişleme olanakları da sınırlı olan gelişmekte olan ülkelere destek konusunda pek bir şey yapılmıyor. Batı’nın salgın sınavında Doğu’ya, özellikle Çin’e göre başarısız olması bir propaganda fırtınasına yol açmış durumda ama iş sonunda somut destek nereden geleceğe geliyor, ihtiyacı olanlar destek nereden gelirse oradan alacak. Şimdilik gelirse Çin’den gelecek gibi görünüyor.

Batı’nın salgın sınavında Doğu’ya göre başarısız olması Çin’e karşı bir propaganda fırtınasına yol açmış durumda.

Geçtiğimiz aylarda gerçekleşen Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ve Savunma Bakanı Esper Çin’i ve onun telekomünikasyon devi Huawei’yi tehdit olarak gördüklerini ifade eden açıklamalarda bulundular. Günümüzde de koronavirüs salgını krizi bağlamında ABD Başkanı Trump’ın Çin’e karşı hedef gösteren ifadeler kullandığını gözlemliyoruz. Son aylarda özellikle liderlerin üsluplarında artan bu tonu nasıl yorumlamak gerekir?

Trump’dan da önceden başlayarak ABD’nin Çin’i teknoloji de dâhil olmak üzere birçok alanda rakip gördüğü, bu çerçevede iki ülke arasında teknoloji savaşı olarak nitelenebilecek bir gerginlik olduğunu biliyoruz.  Bu savaşta, Çin’in teknoloji alanında amiral gemisi olarak niteleyebileceğimiz Huawei yoğun bombardıman görüyor doğal olarak.

Koronavirüs ile ilgili söylem bundan farklı, ilk sorunuz ile ilgili. Bunun, salgınla mücadelede Çin’in çok yetkin, ABD’nin ise son derece yetersiz olmasının uluslararası politika alanındaki ciddi sonuçlarını azaltmaya yönelik olduğunu düşünüyorum.

Çin’in hayatın her alanına tesir eden gelişmiş teknolojik altyapısının Batı ülkelerine ihracatında bir artış öngörülebilir mi? WeChat temelli ödeme sistemlerinin benzerinin Batı ülkelerinde kullanılmaya başlanması bağlamında gözetim toplumu & liberal demokrasi dikotomisi bağlamında yorumlarınız nelerdir?

Bu, kimin liberal kimin gözetimci olduğunu söylemenin kolay olmadığı bir alan.

Evet, internet tabanlı sosyal medya, ticaret, ödeme uygulamalarında Çin dünyanın geri kalanının epey önüne geçti. 2018 yılında e-ticaret hacmi ABD’de 500 miyar dolardı, Çin’de bir trilyon dolar; cep telefonu ile yapılan ödemeler toplamı ABD’de 100 milyar doların altında iken Çin’de 41 triyon dolardı. Bu rakamlar bir ölçüde Çin’in nüfusu ve internet yaygınlığının yansıması; Çin’de internet kullanıcılarının sayısı 900 milyona ulaştı; ama bunda kültürel özellikler de önemli rol oynuyor. Teknoloji alanındaki girişimciler fırsatlardan yararlanma ve pratik çözümler geliştirme konusunda çok başarılı; Çinli tüketiciler de yeni teknolojileri benimseme konusunda çok hızlılar. Devlet de internete dayalı hizmetler sektöründe fazla düzenleme yapmayıp oyunculara geniş bir alan bırakarak buna destek oluyor. Sonuç olarak bu, kimin liberal kimin gözetimci olduğunu söylemenin kolay olmadığı bir alan.

(Visited 227 times, 1 visits today)
Close