Written by 00:00 Deneme

Çalkantılı Makro Dinamikler 1. Ders Notu

Oktay Özden derledi…

Üniversitelerde öğretilen ve yegâne iktisat olarak tanınan Neoklasik iktisat, neo-Walrasyan bir yorumla makro ekonomi teorisini ortaya koyar. Bu neo-Walrasyan yorum temelde üç ana varsayıma dayanmaktadır:

  1. Talebe duyarsız aktörler (tam rekabet kuramı)
  2. Toplulaştırılmış talebin toplulaştırılmış arzı gerçekleştirmek için uyarlanması
  3. Esnek reel ücretlerin tam istihdamı doğrudan sağladığı düşüncesi

Bu makro ekonomi anlatımı mikro temelde “tam rekabet teorisini” benimser. Bu teoriye göre ekonomide faal haldeki firmalar üretimlerini yaparken ürettikleri metalara olan talebi dikkate almazlar. Üretilen metaların belirli bir piyasa fiyatı üzerinden satılacağını düşünürler. Bu düşünce temelde Say yasası olarak da bilinen “her arz kendi talebini” yaratır düşüncesini dayanır. Dolayısıyla toplanık haldeki ekonominin tüm arzının, ekonomide oluşan toplanık haldeki talep düzeyi tarafından emileceği tezi öne atılır. Böyle bir ekonomi tahayyülü aynı zamanda, emek piyasası yeteri kadar esnek olursa ücretler katı olmaz ve sendikalar güçlü olmaz ise piyasa kendi halinde tam istihdamı sağlar düşüncesini içerir.

Özetle üniversitelerde makro ekonomi derslerinde öğretilen tüm modeller temelde bu üç sac ayağına oturmaktadır.

Klasik yaklaşımın en temel kavramı “sermayenin büyüme oranın beklenen net kâr oranı tarafından yönlendirilmesi” dir. Buradaki beklenen kâr oranı, normal kar oranından faiz oranının çıkarılması ile elde edilir. Bu, temelde Keynes’in “sermayenin marjinal etkinliği” olarak nitelediği kavramı ifade eder. Fakat Klasik yaklaşım ile Keynesyen yaklaşım bu noktada şöyle ayrılmaktadır: Klasik yaklaşım beklenen kâr oranını fiili yani şu anki kâr oranı olarak ele alıp analizde uzun dönem için elverişliyken Keynes’in kuramında kısa dönem dışında bu yaklaşımın havada kaldığını görmekteyiz.

II. Etkin Talep Kuramının Yeniden Ele Alınması

1930’lu yılları düşünelim. Kapitalizmin gelmiş geçmiş en büyük krizlerinden biri cereyan ederken yaşanılan kitlesel işsizlik ve toplumsal olaylar Keynes’i Genel Teori’yi bir an önce yayınlamaya iter. Keynes’in bu telaşından olsa gerek Genel Teori okunduğunda bazı yerlerde çelişkilerin mevcut olduğu açıktır.

Yine aynı dönem Michal Kalecki ve Roy Harrod gibi isimler Keynes ile benzer soruların cevabını ararken etkin talep kuramına farklı yorumlar getirmişlerdir.

1. Etkin Talebin Mikro Temelleri

Keynes, etkin talep teorisine firmaların üretimlerini bekledikleri hasılaya göre planlayıp gerçekleştirdiğini söyleyerek başlar. Biraz dikkatli okunduğunda Keynes’in “tam rekabetçi firma” kavramını ele aldığını görürüz. Bu kavram, bildiğimiz üzere piyasa talebinin firmalar tarafından dikkate alınmamasını gerektirmektedir. Firmalar ürettikleri her metanın belirli bir piyasa fiyatı üzerinden satılacağını bilir. Diğer yandan Keynes, Neoklasik iktisatın üçüncü temel varsayımını kısmen benimser. En yüksek kâr düzeyini veren reel ücretlerin, emeğin marjinal verimliliğine eşit olduğunu kabul eder. Fakat Genel Teori’nin ilerleyen sayfalarında özelikle toplam talep fonksiyonunu ele alırken hocası Alfred Marshall’an aldığı birikimin de etkisiyle “firmaların ürettikleri metalara olan talebi” dikkate aldığını söyler. Dolayısıyla bu vurgu, “tam rekabetçi firma” düşüncesiyle çelişmektedir.

Alfred Marshall

Öyle ki Genel Teori’nin ardından kaleme aldığı iki makalesinde Keynes, daha da ileri giderek firmaların metalarına olan talebi tahmin etme gayreti içinde olduğunu yazar. Bunu da deneme yanılma yoluyla yaparak doğru arz-talep konumuna doğru yakınsarlar. Çıktı düzeyi piyasa talebinin üzerinde olursa üretim daralır; tersi durumunda üretim genişler. Bu, tıpkı alıcı ve satıcı arasındaki pazarlığa benzer. Tüm bu süreç aynı zamanda klasik iktisatta çalkantılı dengelenmeye benzer ve Neoklasik iktisattaki denge anlayışından tamamıyla farklıdır.

Peki ya Keynes, tam rekabetçi ürün piyasasına odaklanmasaydı ne olurdu?

Bu soruya verilen cevaplara baktığımızda böyle bir durumda Genel Teori’nin Kalecki’nin ve günümüz Post-Keynesyenlerinin yazdıklarına oldukça yaklaşacağını düşünebiliriz.

Michal Kalecki

Shaikh’a göre, Keynes’in Kalecki ve Post-Keynesyen iktisatçılar gibi eksik rekabete yönelmeme nedeni; rekabetin piyasada kalıcı bir işsizlik yarattığını niteleyen “atomistik bir rekabet kuramı” geliştirme düşüncesidir. Nitekim Keynes’in işsizliğe bakış açısı; işsizliği sendikalar, tekeller, katı ücretler, asgari ücret yasaları vb. düşüncelere bağlayan yaklaşımlara şiddetle karşıdır.

Neoklasik Emek Piyasaları Yaklaşımı

Paul Davidson’un da vurguladığı üzere Keynes, takipçileri gibi etkin talep kuramını piyasa aksaklıklarına dayandırmaz. Gerçekten de Keynes’i dikkatli okuduğumuzda piyasadaki işsizliğin rekabetteki aksaklıktan kaynaklanmadığını görürüz. Diğer yandan Keynes’i eleştirenler, Kalecki ve Keynes’in günümüz takipçileri Post-Keynesyenler, etkin talep kuramına inatla çeşitli aksaklıkları katmakta ısrar ederler.

Bunun nedeni ise Shaikh’a göre bildikleri tek rekabet kuramının “tam rekabet kuramı” olmasıdır. Dolayısıyla sorunu bu rekabet yaklaşımında arayarak rekabeti daha gerçekçi resmetmek için eksik rekabete yönelirler.

Ders videsu: https://www.youtube.com/watch?v=8jIC9bZE42c&t

Not: Bu ders, Anwar Shaikh’ın “Capitalism Competition Conflict Crisis” başlıklı kitabının 598-600 sayfalarından hazırlanmıştır.

(Visited 129 times, 1 visits today)
Close